.
  Prizren hakkinda
 

Prizren bugünkü 200.000 nüfusuyla Kosova’nın en önemli il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda tarih ve kültür anıtlarına sahip olan Prizren’in zengin tarihi çoğu araştırmacıların konusu olmuş hakkında binlerce sayfanın yazılmasına ve binlerce fotoğrafın çekilmesine sebep olmuştur. Bugün Priştine yönünden Prizren’e girerken, çok sayıda cami ve onların sivri minareleri, iki katlı, selamlıklı ve bahçeli evleri, kaldırımlı dar sokakları, eski dükkânları, hamamları, taş çeşmeleri, köprüleri ve eski kalesi göze batmaktadır. Bu özellikleriyle Prizren daha ziyade bir Anadolu kasabasını andırmaktadır. Bu bakımdan yüzyıllara uzanan uygar ve zengin tarihimizin ve ecdadımızın bizlere emaneti olan dini, sosyal ve kültür eserlerinin en çoğunu kapsayan, Balkan ve Rumeli kentlerinin başında Prizren'in geldiği belgelerce kanıtlanmıştır. Zaten Prizren'de yaşayanların günlük hayatlarının da adeta bir parçası olan bu eserler, kentin her köşesine damgasını vurmuş, geçmişten günümüze Prizren'i, “Anıtlar, Müzeler ve Şairler” kenti seviyesine mahzar etmiştir. Kosova’nın güneyindeki Metohiya-Dukacin düzlüğünde yer alan Prizren şehri, kuzeybatı tarafında zengin ovalarıyla, güneydoğuda Şar Dağına düşen Svilen tepesi yamaçlarında, 412 metre deniz yüksekliğinde yer almaktadır. Prizren’in bir bölümü Svilen ve Şar Dağın yamaçlarında, diğer bölümü de düzlükte olduğu için, o, dağlık ve düzlük bir yerleşim yeri olarak tanımlanmaktadır. Yüzey bakımından çok büyük değilse de Prizren’in iklimi çok çeşitlidir. Düzlüklerde Akdeniz iklimi, dağlık yerlerinde ise Alp iklimi sürmektedir. Kışları çok soğuk, yazları ise çok sıcaktır. Tabi sularıyla çok zengin olan Prizren’in ortasından soğuk ve temiz suyuyla Şar Dağı eteklerinden kaynayan Bistriça deresi, çıkışında da Ak Drim nehri geçmektedir. Zamanında olduğu gibi bugünde Balkanların merkez bölümünü Adriyatik Denizine bağlayan İşkodra-Prizren yolu Prizren’den geçmektedir ve bu istikametteki yol en kısadır. Zamanında Prizren için büyük önem taşıyan bu yol, Romalılar zamanında “Via de Zenta”, Orta Çağda ise “Zeta Yolu” adıyla anılmaktadır. Bu yol o zamanlarda Arnavutluk’ta önemli bir deniz ticareti merkezini oluşturan Leje kasabasından başlayarak, Kosova’nın bütün kasabalarından geçerek Niş’e kadar uzanıyordu ve burada Via Militaris-İstanbul yoluyla birleşirdi. O zamanlarda gibi, bu yol boyunca çok daha geçlerde de çok önemli mal ticaretinin gerçekleştiğini tarih kaynaklarından öğrenmiş oluyoruz. Bugünkü adıyla ilk kez Prizren’den XI. asrın başlangıcında söz edilmektedir. Bu ad Prizren’in önemli bir ekonomi ve kültür merkezi olduğu evrede, Bizans Çarı olan II. Vasilius'un 1019 tarihi beratında yer almaktadır. Bizans devrinde bu kentin yukarısında 3 Km uzaklığında Kız Kalesi (Vişegrad) ile Drvengrad - derebenciler kalesi (yol koruyucuları) gibi kaleler yapılmıştır. Lakin bu dönemden önce Prizren adının çeşitli tarih dönemlerinde: Prizdriyan, Prizdriyana, Prizrendi, Porzerin, Perserin, Prizrin, Prezrin, Perserin vb. gibi geçtiği bilinmektedir . Osmanlı kaynaklarında da Prizren için değişik olarak birkaç adın geçtiğini beyan ederken, Örneğin: Pür-zeyn, Perzerrin, Pürzen, Pürzerin, Zerrin gibi bütün bu adların anlamında "Ziynet Dolu Şehir" anlamının çıktığını da vurgulamak gerekir. Bazı araştırmacılar Prizren kökeninin daha eski olduğunu dile getirirken, birileri Theranda'yı bugünkü Suva Reka bölgesinde aramakla yetinirken, diğerleri Prizren'in bulunduğu yerde Eski Roma devrinde Roma istasyonlarından birinin yer aldığını bildirmektedirler. Bu ise Prizren ve yöresinde geçip yitmiş kültürlerin maddi kalıntıları pek eski zamanlarda bile, insanın ilk medeniyete attığı adımları evrede bu yörelerde yaşadığını kanıtlamaktadır. Çünkü bugüne kadar yapılan kazılarda, arkeoloji bölgeleri olarak tanımlanan Vlaşna köyü yakınlarında, Kale’de ve Suva Reka bölgelerinde, Milattan Önce III. yüzyıldan çeşitli eşyalar ve diğer kültür kalıntıları bulunmuştur. Bu bölgede önceleri İlir boylarına mensup olan Dardanlar ve Keltlerin yaşadıklarına dair arkeoloji kazılardan belirlenmiştir. Aynıca Roma egemenliğinin maddi kalıntılarına da bugün bu yörenin, Şiroka, Naşets, Kruşa, Rahovça, Vlaşna, Reçane, Muşutişte ve Popovlan köylerinde rastlanmaktadır. Üçüncü yüzyılda bile Prizren’de emeği geçmiş ve tükenmiş savaşçıların geldiği, onlara buralarda hayvan, tohum ve toprak verildiği, onların hayatlarının son yıllarını buralarda geçirdikleri de bilinmektedir. Romalıların Kosova-Prizren yöresinde kendi yaşama yerlerini ne zaman yapmaya başladıkları bilinmemesine rağmen, bunu II. yüzyılın ortalarında gerçekleştirdikleri tahmin edilmektedir. Yani Roma döneminde burada ilk kent olarak Theranda'nın kurulduğuna inanılmaktadır. VII. yüzyılın başlangıcında buralara Güney Slavlar iskân ederek buraları yurt edinmişlerdir. Daha geçlerde buralardan Hun, Avar, Kuman ve Peçenek Türklerinin de gelip geçtiği ve yerleştiği bilinmektedir 479 yılında Batı Roma İmparatorluğun düşmesiyle ve doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans İmparatorluğunun) kurulmasıyla, Prizren yöresi Bizanslara düştü. Bu imparatorluk altında bazı kısa kesintileriyle XIII. yüzyıla dek kalmıştır. XI. yüzyıla kadar Prizren’de birçok hâkimiyet değişmiştir. Nitekim piskoposluğun kurulmasıyla Prizren Kral Mihaylo hâkimiyetine geçerek oğlu Konstantin Bodin’e devredilmiştir. 1073 yılında meydana gelen Bulgar isyanı sonucu Prizren yine Bizans hâkimiyetine girmiştir. 1169 yılında Pantina savaşından sonra, Sırbistan’a bağlı olarak Stevan Nemanya hâkimiyeti altına geçmiştir. Fakat 1190 yılında meydana gelen savaşı kaybettiğinden dolayı Prizren ilkin Bizans’sın hâkimiyetine, 1204 yılında da Bulgarların eline geçmiştir. XIII. yüzyılın sonlarında tamamıyla Orta Çağ Sırp Devleti hâkimiyetine girmiştir. XIII. yüzyılların başlangıcında Orta Çağ Sırp Devletinin güneye doğru ilerlemesiyle, Prizren o devletin merkez bölümünde kaldı ve onun önemli ekonomi, kültür ve siyasi merkezi oldu. XIV. yüzyılın başlangıcında, o zamanki koşulara göre Orta Çağ Sırp Devletinin çok gelişmiş bir merkezi olmuştur. Bu yüzden birçok araştırmacılar Prizren’e o zamanda "Balkanların Dubrovnik'i" adını da vermiştir. Böyle gelişmiş ve zengin olan Prizren, her taraftan insanları kendine çekmiş, zaman zaman Sırp çarlığının başkenti görevini de görmüştür. Daha sonraları Prizren’de paranın basılması, onun gerçekten o dönemde ne kadar büyük ve önemli bir idari merkezi olduğu tarih kaynaklarından anlaşılmaktadır. Çar Duşan’ın ölümünden sonra ilkin çocukları ve diğer Sırp despotların eline geçerek Prizren, yavaş yavaş XIV. yüzyılın ortalarında gerilemeye ve ticaret kenti şanını yitirmeye başlamıştır. O dönemde olagelen tedirginlikler bu yitirme sürecini daha da hızlandırmıştır. Osmanlıların Prizren’de 1455 yoksa 1459 yılında mı hüküm sürmeye başladıkları tam olarak bilinmemektedir. Prizren, Nobırda’nın fethinden 20 gün sonra, yani 20 Haziran 1455 tarihinde Osmanlıların eline geçmiştir. Osmanlı kaynaklarında Prizren’in Osmanlı idaresi altına 1459 yılında düştüğü tahmin edilmektedir. Çünkü o dönemde bu kaynaklarda Prizren “Ayaklanmacı bir kent” olarak anılırken, 1455–1459 yılları arasında bu kentte kısa süren bir kurtuluşun gerçekleştiğini yansıtmaktadır. Kaleşi, Osmanlıların Prizren’e Kosova Savaşından sonra geldikleri ve 1444 yılının Ağustos ayına kadar bu kentte hüküm sürdüklerini ileri sürerken bu yılda Segendin’de imzalanan barış anlaşmasından sonra Osmanlıların Prizren’i ve daha bazı yöreleri Despot Curce Brankovıç’e teslim etme ihtimalinde olduğunu da vurgulamaktadır. Osmanlı Devletinin gelişme ve ilerleme döneminin en ünlü hükümdarı Fatih Sultan Mehmet Han kumandası altında bulunan Osmanlı ordusu, ilkin İşkodra’yı müteakiben de Prizren'i 21 Haziran 1455 yılında, Ahmet Bey Evrenoszade fethetmiştir . Fakat o yıldan önce de Gazi Evrenosbey komutasındaki akıncıların seferleri sonucunda uzun zaman aralıklarla olsa bile, birkaç defa el değiştirmiş bulunan Prizren'in Türk karakteri daha o zamanda biçimlenmeye başlanmıştır. Akıncı kuvvetlerin kenti ele geçirmeleri sırasında, İslâm dinini kabul edenlerin yanı sıra, akıncılarla birlikte Prizren'e yerleşen Osmanlıların da bu biçimlemede önemli rolleri olmuştur. Bu biçimlemede Suzi Çelebinin yetişme tarihinin bu döneme rastlaması, onun da bu kentin her yönüyle genişleme ve ilerlemesinde önemli katkısının olduğunu söylemek gerekir. Osmanlıların fethettikleri her önemli yörede dini ve ticari yaşam için en gerekli koşuları hemen yaratma girişiminde bulunma geleneğine saygı göstererek, Prizren’de bir kaç dükkân yanı sıra, çatışmaların yürütüldüğü yerde bugünkü Sağlık evinin ardında bir Namazgâh inşa etmiştir. Prizren halkında Kırık Cami olarak bilinen bu Namazgâh’ın uzun yıllar bakımsız yüzünden sadece kaidesi kalıntıları mevcuttu . O dönemde Prizren’de inşa edilen Namazgâh bu yörelerde ilk mimari eserini oluşturuyordu. Prizren'in fethinden hemen sonra, Osmanlılar bütün askeri güçlerini Prizren kalesine yerleştirip, askerlerin dini ihtiyaçlarını gidermek amacıyla kalede de bir cami inşa etmiştir. Fetih sonrası bir süre Kosova’da kalan Fatih Sultan Mehmet Han, bir seferinde Prizren’i de ziyaret etmiştir. Ziyaret esnasında Prizren’de en büyük kiliseyi oluşturan Sveta Bogoroditsa Levişka Kilisesinde cuma namazı kıldıktan sonra camiye tahvil ettiği bilinmektedir Öyle ki, Prizren'in fethinden kısa bir zaman sonra Prizren'de ilk Osmanlı mimari eserleri olarak Namazgâh, Cuma-Atik ve Kale Camii inşa edilmiştir. Osmanlıların eline geçtikten hemen sonra Prizren, Sancak yöresinin Yönetim Merkezi olmuştur. Osmanlı idaresi döneminde Prizren’e uygun idare birkaç kere değişmiştir. Prizren’in bu görevi hakkında 5 Haziran 1570 yılında yazılan ilk evrak Prizren Kanunnamesidir. Bu kanunnameye göre Prizren Sancağında şu 5 nahiye anılmaktadır: Prizren, Hoça, Serserne, Trgovişte ve Bihor. Hacı Kalfa ise XVII. yüzyılda Prizren Sancağında şu 6 kadılığın bulunduğunu bildirmektedir: Prizren, Suha Reka, Prizren Avazı, Forçova, Bihor ve Trgovişte. Bu yörede, genelde Arnavut kökenli olan Türk feodal yüksek görevlileri arasında meydana gelen anlaşmazlıklar nedeniyle, Dukacin Sancağının da ara sıra Prizren yönetiminde kalmasına neden olmuştur. XV. ve XVI. yüzyıla ait Prizren hakkındaki bilgilerin çok kısıtlı olmasına rağmen, bazı deliller, Prizren’in kısa bir zaman içinde canlanmayı başardığını göstermektedir. Osmanlı döneminde Prizren ile ilgili yazılan en eski evrak Suzi Çelebinin Vakıfnamesidir. 1513 yılında yazılan Vakıfnamede, zanaatçılık, eğitim ve dini yaşamın kaydettiği gelişme yönündeki bazı bilgiler sayesinde, Prizren’in XVI. hasırın başlangıcında, kalkınmış durumda bir kasaba olduğu kanıtlanmaktadır. Bu vakıfnameden Suzi Çelebinin Prizren’de bir cami, köprü, mektep, kütüphane ve çeşme inşa ettiği anlaşılmaktadır. Suzi Çelebinin kişiliği, Prizren’in ve hatta Balkan yarımadasının büyük bir bölümünün kültürel ve politik tarihinin tanınması yönünde çok önemli bir unsurdur. Prizren’de doğan Suzi Çelebinin yazmış olduğu 15.000 beyitli Gazavatnamesi’nde ünlü Osmanlı Ordusu Komutanı Gazi Ali Bey Mihaloğlu’nun yürüttüğü savaşları ve kahramanlığını canlandırmıştır.XV. yüzyılın ikinci yarısından kalan malumatlar, Prizren’de yavaş yavaş İslam dininin yaygınlaşmasını yanı sıra ticaret, zanaatçılık ve kültür eğitim yaşamın daha da ilerlediğini göstermektedir. Öyle ki o dönemde Prizren’de Kukli Mehmet Beyin, 116 dükkânı, 8 değirmeni, 3 kervansarayı ve diğer vakıfları varmış. 1538 yılına ait Kukli Mehmet Beyin Vakıfnamesi’nde onun Prizren’de 2 cami ve bir mahalle mescitti inşa ettiği bildirilirken, aynı zamanda bu camilerde Türk Dili üzere dini eğitim yapılan birer mektebin de çalıştığını söylemek gerekir. XVI. hasırın ortalarında Prizren’de Gazi Mehmet Paşa tarafından kurulan ilk medrese de inşa edilmiştir. Gazi Mehmet Paşa bu dönemde kendi namına bir cami ve hamam da inşa etmiştir. Gazi Mehmet Paşanın bu iki mimari eseri bu yörelerde inşa edilen bu tür mimari eserlerden en muhteşem ve en önemlilerini oluşturmaktadır.XVI. asrın yarısında Prizren'de esnaf, zanaat örgütleri kurulmaya başlamış. İlkin tabak, demirci, saraç ve terzi, bundan sonra, tüfekçi ve kuyumcu esnafları kurulmuş. Bundan başka bu dönemde devlet adamları ve önde gelen kişiler çok sayıda mimari ve diğer eserleri inşa ederek, kasabanın gelişmesini sağlamışlardır. Böylece Prizren kentleşme açısından her yönüyle gelişmeye başlamıştır. O dönemlerde zanaatçılık çok gelişmiş bir durumda olduğu için, Prizren tüccarlarının bütün Rumeli ve Anadolu tüccarlarıyla da işbirliği yaptığı bilinmektedir. Osmanlıların "Şairler Yuvası" olarak bildirdikleri Prizren'de bugün bile adları anılan tanınmış şair ve kişiler yaşamış, burada doğmuş ya da burada ölmüştür. Örneğin: Suzi Çelebiden başka, kardeşi Nehari, Sucudi, Aşık Çelebi, Sa'yi, Şem-i, Behari, daha geçlerde Mehmet Tahir, Hacı Ömer Lütfü vb. Osmanlıların XV. yüzyılda bu topraklara gelmeleriyle, buralarda bilhassa ilk yıllarda Osmanlı kültürünün de etkisi görülmeye ve hissedilmeye başlamıştır. Daha geçlerde bu etkinin bilhassa Prizren'de egemen olması nedeniyle, Osmanlı medeniyetinin yayılmasında ve korunmasında Prizren'in de çok önemli rol oynadığı bir gerçektir. XVII. yüzyılın başlangıcında Prizren, Balkan yarımadasının en büyük kasabalarından birini oluşturuyormuş. 1623–1624 yılları arasında Prizren’de 12.000 Müslüman, 200 Katolik ve 600 kadar Sırp yaşıyormuş. 1689–1690 yıllarında başlayan Osmanlı-Avusturya savaşları döneminde meydana gelen trajik olaylara kadar, Prizren’in büyük ve gelişmiş bir ticaret kasabası da olduğu bilinmektedir. Uzun dönem hüküm süren sakin durum ve her yanlı kalkınma, nüfus sayısının artmasına da neden olmuştur. Öyle ki, kaynaklar 1655 yılında Prizren’de 12.000 civarında hanenin mevcudiyetini bildirmektedir. O dönemde çok çeşit mallar yanı sıra Prizren’de hayvan ve hayvan ürünleri ticareti özellikle yün ve deri ticareti (tabakçılık) gelişmiştir. Bu ürünlerden çoğu Belgrat’a hatta Almanya’da bile ihraç edilirdi. Prizren’de çok sayıda zanaatçıların yaptıkları kaliteli ürünler itibarıyla, özellikle silah üretiminde tüfek ve kılıç çok tanınmıştı. Ki bu sayede Prizren’in bütün Osmanlı Devletinde ün kazanmasına neden olmuştur.Osmanlı-Avusturya savaşı öncesi dönemlerde Prizren’de esnaf-zanaat örgütleri kurulmaya başladı. İlkin tabak, demirci, saraç ve terzi, bundan sonra da mutavcı, tüfekçi, bıçakçı ve kuyumcu esnafları kuruldu. Osmanlı-Avusturya savaşları Prizren ve bu yörelerde yaşayan halklara büyük zararlar getirmiştir. Üsküb’ü yaktıktan sonra General Pikolomini 6 Kasım 1689 yılında Prizren’i de ele geçirmiştir. Biraz sonra Prizren, Sırp ve Avusturyalıların işbirliği merkezi durumuna getirildi. Bu kentte Pikolomini, Patrik Arseniye Çırnoyeviç ile görüşüp halk ayaklanması hakkında kurulacak işbirliği ve örgütleme için bir anlaşma yaptılar. Bu anlaşmayla Prizren’de Ortodoks ahalisinin ve dini adamlarının Avusturya kralının himayesi altına ve kralın taraftarları olmaları kararlaştırılmıştı. Lakin o dönemde Avusturyalılar arasında yaygınlaşmış olan korkunç veba hastalığı da almış yürümüştü. General Pikolomini de anlaşmalar döneminde bu hastalığa yakalanmıştı. Sırp patriğinden sözleşme izni aldıktan kısa bir zaman sonra Pikolomini Prizren’de öldü ve Bogoroditsa Kilisesinde gömülmüştür.Onun ölümünden hemen sonra Avusturyalılar ve Sırplar arasındaki işbirliği Holştayn’ın yanlış yaptığı kimi olumsuz hareketlerden dolayı bozuldu. Böylece Lumalı Sırpları, Avusturyalılarla çatışmaya başlayıp, hatta Osmanlıların tarafını bile tutmaya başladılar. Bundan çok geçmeden Avusturyalılar, Kaçanik’te de büyük yenilgiye uğradılar. Osmanlı idaresinden korkan Sırplar orta kışta kimi din adamlarıyla birlikte Prizren ve İpeği terk ettiler. Genel bir savaş kargaşası içinde Prizren o günlerde çok büyük hasarlara uğramış o dönemde çok sayıda Osmanlı mimari eserleri yıkılmıştır ve yok olmuştur. XVIII. yüzyılın ilk yarısında bir kaç defa Avusturya askerleri saldırılarının tekrarlanması, Osmanlı Arnavut paşa ve beylerin feodal anlaşmazlıkları, Prizren’i birkaç defa viranlığa mahkûm bırakmış, bir zanaat merkezi olarak da yıllarca zoraki sürüp-yaşamıştır.Prizren yöresinde Sırp ahalisi, Osmanlılara karşı yapmış oldukları yanlış veya kötü hareketler ve Avusturyalılarla yapmış oldukları işbirliği sebebinden, meydana gelecek olan zor durumları göz önünde bulundurarak, 1737 yılında daha yoğun bir şekilde buradan göç etmiştir. Aynı zamanda Arnavut göçmenlerinin bu yörelere gelmesiyle ve İslam dininin hızlı bir şekilde yayılmasıyla, Prizren’in etnik strüktürünün de XVII. ve XVIII. asırda değiştiğini söylemek gerekir. Sözü geçen dönemde İslam dinin hızlı bir şekilde yaygınlaşması, sadece Prizren ve çevresinde değil daha geniş bir alanı da kapsamaya başlamıştır.Prizren’de beraber yaşamakta olan Arnavut, Türk, Sırp, Sinsar ve diğerleri, olumlu koşulların sağlandığı dönemlerde, toplu halde büyük girişimlerde bulunarak Prizren’in o dönemde önemli iktisadi ve kültürel faaliyetlerinde bulunmasına neden olmuştur. O dönemlerde Prizren’de her zaman karşılıklı, toleranslık, işbirliği ve dostluk ruhuna önem verilmiş ve bu nitelik Prizren kentinde de geleneksel kültür özelliğini almıştır. XVIII. yüzyılın sonlarından Prizren’in gelişmesinde yeni bir dönem başlamıştır. Söz konusu dönem iyi bir ölçüde, Rotla ailesinin iktidarına bağlanmaktadır. Rotlalar önemli bir feodal kabile olarak daha XVI. yüzyılda belirmiştir. Daha sonra Prizren ve Podgoritsa hasında hükmü ele geçirmiştir. Rotla kabilesinin başında Sinan Paşanın bulunduğu bilinmektedir. Ondan sonra bu ailenin kimi üyeleri de Prizren ve çevresindeki durumun düzene koyulması için büyük katkılar sunmuşlardır ve bu kentin XVII. ve XIX. yüzyıllarında kalkınması için büyük emek vermişlerdir. Bir dönem Prizren’de Sali Paşa da hükmetmiş, ancak Rotlalar onları 1794 yılında buradan kovarak tüm Prizren yöresinde hâkimiyeti ele geçirmiştirler. Rotlalar Osmanlı Sultanına 1831 yılına kadar sadık kalmışlardır. Lakin aynı yılda Mahmut Paşa Rotla, Hüseyin Gradaşevç’in yönetimi altındaki Bosna ayaklanmacılarına katılıp, Osmanlı Ordusunun yenilmesine neden olmuştur, ancak bu yüzden daha sonra tutuklanarak Osmanlılar tarafından öldürülmüştür. Rotla iktidarında bulunan çok sayıdaki Prizren paşaları ve mutasarrıfları, her bakımından burada yaşayan halklara toleranslık ve hoşgörülü davranışlarıyla tanınmışlardır. Rotla paşalarından özellikle de Saffet Paşanın ve Hüsnü Paşanın Prizren’in ekonomi ve kültürel kalkınmasında büyük payları geçmiştir. Saffet Paşa 1871–1875 yıllarında, yarısı Türkçe ve diğer yarısı da Sırpça olmak üzere “Prizren” adı altında vilayet gazetesini yayınlamıştır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında özellikle XIX. yüzyılda, her yanlı ve güçlü kalkınma itibarıyla Prizren en yüksek gelişme seviyesine ulaşmıştır, aynıca yönetici görevinin yöresel ufku da genişlenmiştir. Kostiç’e göre Prizren, Mahmut Paşa yönetimi altında eyalet merkezi olmuştur. Bu ise Osmanlı Devleti yönetim yöresel birimlerinin listesinde en yüksek basamağa ulaşmak demektir. Bu unvanı Prizren 1831 yılında kaybetmiştir. O yıl Mahmut Paşa, Sultan Mahmut II. tarafından uygulanan reformlara karşı gelen Kosova isyancılarına katılarak, Prizren’in ün kazanmamasına neden olmuştur. Söz konusu reformlarla kapsanan en önemli unsur da eyaletlerin, vilayetlere dönüşmesi öngörülmüştü. Üsküp Vilayetinin kurulmasıyla 1843 yılında Prizren Sancağı, onun yapısına girmiştir. Prizren, 1868 yılında Prizren Vilayeti merkezi olmuştur. Prizren bu önemli rolünü 1865 yılında Osmanlı Devleti tarafından kabul edilen yeni kanun sayesinde kazanmıştır . Bu durumla ona Elbasan, Mate, Debre, Luma ve Gusinye yöreleri, İpek yöresi, Metohiya, Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Gostivar ve doğu Makedonya’nın büyük bir bölümü, kuzeyde ise İvranye, Leskovça, Niş, Prokuplye ve Kurşumliya‘ya kadar uzanan büyük yöreler de teslim edilmiştir. Bununla Prizren Vilayeti 4 sancağı: Prizren, Üsküp, Niş ve Debre’yi kapsıyordu ve Rumeli’nin en büyük vilayeti olmuştur. Prizren Vilayeti’nin kurulmasında asıl sebebinin ne olduğunu ve neden Prizren’in merkez seçildiği konusuna dair bugüne kadar kesin bir yazılı kaynağa rastlanmamıştır. Çünkü bugüne kadar Prizren Vilayeti hakkında çok az sayıda yazılı evrak mevcuttur. O dönemde meydana gelen isyanların son bulması, Arnavut halkının silahsızlanması, vergilerin sıralı toplanması ve Arnavutların sıralı askerlik görevlerinin yapmaları için Prizren Vilayeti’nin kurulması için en önemli nedenlerdi. Buna yanı sıra isyanların büyük bir bölümünün Prizren’de meydana geldiği için vilayet merkezi olarak da Prizren’in seçilmesi uygundu. Çünkü bu önlemleri diğer yörelerde başarıyla gerçekleştirmek için ilk önce zaruri olarak merkezden başlanmasının büyük önemi vardı. 1878 yılında Berlin Barış Antlaşmasından sonra, Prizren’den Vilayet merkezi idaresi, Priştine’ye taşınmıştır. O dönemde Prizren Sancağı’na 5 kaza düşüyordu: Prizren, Rahovça, Kalkandelen, Gostivar ve Luma. Osmanlı hâkimiyeti döneminin sonlarında devlete ki anarşi olaylarını ve yerel yöneticilerinin bölücü amaçlarını imha etmek için, Osmanlı idaresinin kuvvetsiz kalması, Prizren’in yönetim görevi anlamını temelden yıkmıştır. XIX. yüzyılın sonlarında Prizren’in nüfusu en yoğundu. Öyle ki 1874 yılına ait Kosova Vilayeti Salnamesi’ne göre o dönemde Prizren’de 43.922 nüfus yaşamaktaydı. Bu sayıdan 35.622’si Müslüman olurken, 8300’ü de Hıristiyan’dı. Oysa 1876 yılın ait Kosova Vilayeti Salnamesi’ne göre Prizren’in nüfusu 39.952’ye inmişti. Bundan 30.716 Müslüman, 7.458‘i Hıristiyan (Ortodoks-Katolik) ve 1.778’i Sinsar’dı. XIX. yüzyılın son yıllarında nüfus sayısında hızlı bir şekilde düşüş kaydetmiştir. Bu düşüşün sebeplerini, anarşi olaylarında, İşkodra ile ticaretin kestirilmesinde ve Arnavut halkının Osmanlılara karşı yürütmüş oldukları eylemlerin sonuçlarında aramalıyız. 1910 yılında yapılan nüfus sayımlarına göre Prizren’de 30.385 kişiden oluşan 4.497 ailenin mevcudiyeti ileri sürülmektedir. 3.200 Müslüman ailesi veya 23.800 kişi, 870 Sırp ailesi veya 4.350 kişi, 190 Latin-Katolik ailesi veya 950 kişi, 145 Yunan-Vlah ailesi veya 725 kişi ve 92 Rom ailesi veya 460 kişi. Vilayet merkezi olarak Prizren’de bulunan kalede devamlı olarak Osmanlı askeri bulunuyormuş. Prizren’de vilayet askeri güçlerin normal koşullar altında sahip oldukları 2.818 piyade ve 836 süvari askeri varmış. Böylece Prizren kışlası asker sayısıyla Niş, Üsküp ve Debre kışlalarından çok daha büyükmüş. 1291/1874 yılına ait Prizren Vilayeti Salnamesi’ne göre, Prizren Sancağına 7 kaza düşüyordu: Prizren, Yakova, İpek, Priştine, Gilan, Vıçıtırın, Kalkandelen, Gusiye ve Luma. Aynı salnameye göre o zamanda Prizren’de: diğerleri arasında 120 metre yükseklikte bir kale ve burada ki kışlada Sultan Ordusunun II. Alayının II. Taburu konuşlanmıştır. Onun yanında daha yükseklikte olan “Kız Kalesi” ve “Kara Potok” yanında da eskiden kalan “Alaca Mağaza” adında bir takım kalıntılar mevcuttur. O zamanda Prizren 22 mahalleden oluşmaktaydı. Şehirde 563 dükkân, 13 han, 2 hamam, 25 cami ki bunlardan 23’ü minarelidir. 100 kitaplık bir kütüphane, 8 tekke, 15 türbe, 4 kilise, 9 köprü, 125 değirmen ve 150 çeşme bulunmaktaydı. XIX. yüzyılın sonlarında Prizren’de 27 cami ve 23 mahalle bulunuyormuş: Gazi Mehmet Paşa Camii, Sinan Paşa Camii, Emin Paşa Camii, Suzi Camii, Kukli Mehmet Bey Camii, İlyas Kuka Camii, Müderris Ali Efendi Camii, Maksut Paşa Camii, Terzi Memi Camii, Mahmut Paşa Camii, Hacı Kasım Mahallesi’ndeki Kukli Mehmet Bey Camii, Katip Sinan Camii, Mevlâna Cafer Efendi Camii, Çuhacı Mahmut Camii, Seydi Bey Camii, Tercüman İskender Camii, Hacı Ramadan Camii, Ahmet Bey Camii, Seydi Bey (Kurila) Camii, Kırık Cami, Mustafa Paşa Camii, Beyzade Mehmet Bey Camii, Yakup Bey Evrenoszade Camii, Mahmut Paşa (Kale) Camii, Budak Hoca Camii, Mahmut Paşa (Bülbüldere) Camii, Cuma-Atik Camii. Belgelerde 1690 yılından önce Prizren’de mevcut olan bütün eski mahalle adlarının unutulduğu bildirilmektedir. 1910 yılına ait bir belgede ise, Prizren’de şu mahalleler bulunuyormuş: Kurila Mahallesi, Dragoman - Levişa Mahallesi, Kâtip Sinan Mahallesi, Çingene Mahallesi, Yeni Mahalle, Cuma Cami Mahallesi, Lakuriç Mahallesi, Çuhacı Mahmut Mahallesi, Ahmet Bey Mahallesi, Hacı Ramadan (Kör Ağa) Mahallesi, Gazi Mehmet Paşa (Bayraklı) Mahallesi, Yukarı Tabakhane Mahallesi, Aşağı Tabakhane Mahallesi, Maksut Paşa (Maraş) Mahallesi, Varoş Mahallesi, Panteliya Mahallesi, Sinan Paşa Mahallesi, Şadırvan Mahallesi, Seydi Bey Mahallesi, Müderris Ali Efendi Mahallesi, Suzi Mahallesi, Beyzade Mahallesi, İslahana Mahallesi, Hoça Mahallesi, Çingene Mahallesi, Hacı Kasım Mahallesi, Troşan Mahallesi, Muhacir Mahallesi ve Saraçane Mahallesi. Osmanlı Devletinin Avrupa bölümünde en büyük zanaat merkezi olarak malum Prizren’de XIX. asırda birkaç önemli çarşı varmış. En büyük çarşıları: Arasta ve Şadırvan çarşılarıymış. Arasta Çarşısı zanaatlar türüne göre: saraçlar, bıçakçılar, kazancılar vb. gibi çarşılara da ayrılıyormuş. Özellikle Kapalı Çarşısı çok ilginçmiş ve zenginmiş. Bu çarşı kent merkezindeki Arasta Köprüsünden Arasta Camiine kadar uzanıyormuş. Şadırvan Çarşısında genelde şu ince zanaatlar yer alıyormuş: kuyumcular tüfekçiler ve ahşap süslemelerini yapan zanaatçılar (marangozlar). Bundan başka bu çarşıda tellâl dükkânları, eskiciler ve aşçılar da bulunuyormuş. E. Dukaçin’e göre o zamanda Prizren’de 124 farklı zanaat türü ve çarşıya bağlı olan daha 8 meslek türü mevcutmuş. Aynıca o dönemde Prizren silah yapımı ile de çok ünlü bir merkez olarak tanınmıştır. XIX. yüzyılın 80’li yıllarında Prizren’in fizyonomisi hakkında iktisadi yaşam, aleni inşaatlar, çarşılar, belediye koşulları ve kimi diğer özelliklerinin ne durumda olduğunu en iyi bir biçimde yukarıda bildirdiğimiz gibi 1291/1874 yılına ait Prizren Salnamesinde verilen bilgiler kanıtlamaktadır. Şehrin her evinden akaklar geçermiş. Hiçbir ev avlusu bir evlekten daha küçük değilmiş. Bazı avlular ise 2–3 dönümden daha büyükmüş ve her ev bahçesinde türlü türlü meyve ağaçları bulunuyormuş. Şehir ve şehir etrafındaki karyelerde de çeşitli ekinler mevcutmuş. Prizren’in güney-doğu ve batısında yer alan bağlarda her çeşit meyve ağaçları ekiliymiş. Prizren ve civarında bahçıvancılık da gelişmişti. Bundan başka Prizren’in hemen hemen her evinde en azından bir baş hayvan da bulunuyormuş. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Prizren’de kültür eğitim yaşamı da ilerlemişti. O dönemde vakıfların girişimi üzere Türk, Arnavut, Sırp ve İtalyan dilleri üzere öğrenimin sürdürüldüğü ve birkaç okulun açıldığı da bilinmektedir. Prizren’de eğitim yaşamının gelişmesinde dini adamların ve zengin tüccarların rolü çok büyükmüş. Türk dili üzere mekteplerin daha ilk camilerle beraber belirdiğini yukarıda sözünü ettiğimiz 1513 yılına ait Suzi Vakıfnamesinden öğreniyoruz. Buna benzer mektepleri daha sonra Kukli Mehmet Bey, Gazi Mehmet Paşa, Müderris Ali Efendi, Mahmut Paşa gibi ünlü kişiler ve zenginler de kurmuş ve finanse etmişlerdir. Öyle ki ilk medreseyi (ortaokulu) XVI. yüzyılın ortasında Gazi Mehmet Paşa kurmuştur. XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Prizren’de şu medreseler mevcuttu: Gazi Mehmet Paşa Medresesi, Emin Paşa Medresesi, Sinan Paşa Medresesi, Mahmut Paşa Medresesi. Bundan başka bu dönemde Prizren’de 21 iptidai mektebi varmış. En önemlileri ise şunlardı: Birinci İptidai Mektebi, Rahlin İptidai Mektebi, Terzi Mahallesi İptidai Mektebi, Kâtip Sinan İptidai Mektebi vb. 1893 yılında Prizren’de kaydını yapan 93 öğrenci ve 5 öğretmen ile bir Rüştiye de çalışmaktaydı. O dönemde Prizren’in kültür yazın ve sanat yaşamı da çok zengindi. Önceki dönemlerden kalan önemli geleneklere sahip olan Prizren XVIII. ve XIX. yüzyılda çok sayıda sanatçıları bir araya toplamış ve yerel çerçevesini aşarak Rumeli’de en güçlü sanat merkezlerinden biri olmuştur. Şiir yaratıcılığı alanında özellikle Arapça ve Türkçe dilleri üzere el yazma ile seçme kitaplarını yazan ünlü Prizrenli şair Hacı Ömer Lütfü ad yapmıştır. Bunlar yanı sıra XIX. yüzyılın ikinci yarısında Prizren aynıca bağımsızlık devrimci hareketlerin merkezi de olmuştur. 10 Haziran 1878 yılında Prizren’de Mehmet Paşa Medresesinde “Prizren Birliği” namı altında tanınmış Arnavut Birliğinin toplantısı da düzenlenmiştir. Öyle ki Osmanlı idaresinin son döneminde Prizren çalkantılı ve önemli tarihi olaylar içinde bulunmuştur. 1896 yılında diğerleri arasında Prizren’de: 1 kale, 1 eski saray, dört taburluk 1 kışla, 1 askeri hastane, 1 telgrafhane, 25 cami, 1 mescit, 4 medrese, 1 kütüphane, 1 rüştiye mektebi, 2 hamam, 4 iptidai mektebi, 3 kilisesi, iki saat kulesi, büyük çarşısı, 1389 dükkânı, çok sayıda kerhane, birçok tabakhane, çarşı ortasında 1 şadırvan, karakol haneler, 1 belediye dairesi, büyük bir devlet hanı, 2 kıraathanesi, 38 belediye dükkânı, 1 gaz hanesi, 1200 metre lağım, 1 kız kulesi, Bistriçe adında 1 deresi, bu dere üzerinde biri taş diğerleri ahşap olmak üzere 9 köprü, 15 değirmen, 130 çeşme bulunmaktaydı. 1900/01 yılına ait salnamede de aynı bu eserler gösterilmektedir. Balkan savaşları döneminde Sırp Ordusu 31. Ekim 1912 yılında Prizren’i ele geçirmiştir. Sırbistan Krallığı yapısına katılırken, Prizren’de, politik ve toplumsal-ekonomik ilişkilerinde büyük değişmelere neden olmuştur. Ekonomik memnuniyetsizlikler nedeniyle XIX. asrın sonlarında göze çarpan nüfusun yavaş yavaş azalması ve Prizren Müslümanlarının büyük bir sayısının Türkiye’ye göç etmesiyle, bu göç 1912 yılında ve daha sonraki yıllarda daha da yoğunluk kazanmıştır ve genellikle Müslüman zenginlerinde daha da belirgindi. Öyle ki 1910 yılında nüfus sayısı 21.244 olurken, 1913 yılında bu sayı 18.174’de inmiştir. Prizren I. Dünya Savaşın başlamasına kadar önemli toplumsal ve demografi değişmelerle karşılaşmıştır. Bu dönemde feodal ilişkileri kaldırılarak mal-para ilişkileri belirmiştir. Bu yönde Prizren ne kadar gelişmişse de hiçbir zaman eski seviyesine ulaşamamıştır. 1915–1918 yılları arasında Bulgar istilası döneminde Prizren’de çok sayıda insan ve büyük bir ölçüde maddi kaybı olmuştur. Çoğu belgelerde bu istila döneminde diğer kentlere kıyasen Prizren’in en çok zarar gördüğü bildirilmektedir. Bulgar istilası Prizren’in zengin tarihinin en kara sayfalarından birini oluşturmaktadır. Bu dönemde Prizren’de çok sayıda önemli yazılı ve diğer eser de çalınıp yok edilmiştir. 1918 yılında Bulgaristan ve Macar egemenliği sona varınca, Prizren yeni kurulan Sırp Hırvat ve Sloven krallığına bağlanmıştır. Bununla Sırpların toplumsal siyasal durumu düzeldikçe, Arnavutlar ve Türkler ise yine bir ulusal haksızlık durumla karşı karşıya gelmiştir.İki savaş arasındaki (1918–1941) dönemde birkaç yönetimin değiştiği Prizren, yine önemli bir şehir olarak kalmıştır ama eski seviyesini ve ününü koruyamamıştır. SHS Krallığının 1921 yılında getirmiş olduğu anayasa gereğince Priştine merkez olmak üzere Kosova Bölgesi kuruldu, Prizren ise bir il olarak, İlçe ve belediye merkezi olmuştur. Yönetimde bulunanlar kendi menfaatlerini korumak amacıyla yapılan çeşitli yolsuzluklar nedeniyle Prizren’de hiçbir ilerleme sağlanamamıştır. Aksine, yapılan yolsuzluklar ve hiçbir endüstri objenin olmayışı Prizren’i Eski Yugoslavya’nın en geri kalan şehirleri seviyesine getirmiştir. Bu dönemde ekonomi yolsuzlukları yüzünden bilhassa I. Cihan harbinden sonra da zanaat ve ticaretle zengin olan Prizren’de çoğu zanaatçı ve tüccarların bilhassa Arnavut ve Türk asıllı olan tüccar, zanaat ve esnafın batmasına neden olmuştur. Bu dönemde inşa edilen en önemli endüstri objeleri olarak 8 Kasım 1929 yılında Bistriça nehrinde 160 KA kuvvetinde hidroelektrik santralının faaliyete geçmesiyle şehirde endüstride canlılık artmaya başlamıştır. Akabinde buz fabrikası, Bistriça deresinde elektrik motorlu değirmen, kiremit fabrikası, ototransport şirketleri, beş büyük manifatura ve tekstil, Prizren Bankası, Prizren Kooperatif Bankası, 18 yataklı “Kruna Oteli” gibi kuruluşlar kurulmuştur. Bunlarla birlikte küçük esnaf, aşçı ve pastacı dükkânları, kahveler ile ziraat ve hayvancılıkta gelişmeye başladı. 1929 yılına kadar Prizren bölgesinden yılda 100 vagon buğday, 150 vagon yulaf ve 50 ila 100 vagon arpacık ile büyük miktarda mısır ve sebze ihraç ediliyordu. 1933 yılında 424 zanaatçısıyla Prizren, hala Kosova'nın en büyük zanaat merkezini teşkil ediyordu, 500 zanaat dükkânından 20 si tabakhane dükkânıydı, Bistriça deresinde ise 100 kadar deri fıçısı dönüyordu. Bu dönemde Türklere ve Arnavutlara ilişkin yapılan yanlış siyaset yöntemi yaşamın her alanında yankı uyandırmıştır. Bu yüzden bu baskı ve yolsuzluklar nedeniyle zengin ve önemli Türk ve Arnavut ailelerinin büyük bir bölümü yine Türkiye’ye göç etmiştir. Bu dönemden başlayan ve daha sonraki dönemlerde de devam eden göç bugün Kosova’nın diğer şehirlerinde gibi Prizren’de de Türk sayısının azalmasına neden olmuştur. İki dünya savaşı döneminde Prizren okullarında dersler Sırpça ve Türkçe olarak gerçekleşmiştir. Dini karakterini taşıyan Türkçe dersler mektep ve medreselerde gerçekleşiyordu ve bu durum II. Dünya Savaşın başlamasına kadar devam etmiştir. Ondan sonra Kosova’da tüm mektep ve medreseler kapatılmıştır, sadece Gazi Mehmet Paşa Medresesi çalışmalarına devam etmiştir. Sırpça dersler ise 1934 yılında yeni açılan lisede ve diğer mekteplerde gerçekleşmeye başlamıştır. II. Dünya Savaşı esnasında Prizren 1943 yılına kadar İtalya işgali altında bulunmuştur. O dönemlerde Prizren’de sosyalist devrimin işaretleri belirmeye ve gelişmeye başlamıştır ve bu durum II. Dünya Savaşın sonuna kadar devam etmiştir. Bu etkinliklerde o dönemki Prizren gençlerinin büyük rolü olmuştur. II. Dünya Savaşın sona ermesinden Prizren 1947 yılına kadar Kosova bölgesinin merkezi idi. Ondan sonra ise merkez Priştine’ye taşınmıştır. Savaş sonrası Prizren’in ekonomi, kültür ve kentleşme açısından gelişmesi birkaç etaba ayrılmaktadır. Savaş sonrası çok geri kalmış Kosova’da, ekonomi-endüstri-madenciliğin gelişmesi için, 1947–1955 yıllarına kadar bütün yatırımlar bu alanlar için yönlendirilmiştir. Bu gelişmelerle Metohiya-Dukacin bölgesi kasabaları ve Prizren’de de dâhil kapsanmamıştır. Bu dönemde Prizren geri kalmış, sadece zanaatçılığı geliştiren, endüstri ve endüstri işlerine sahip olmayan, pek az tarım üretimleri üreten, alt yapısı gelişmiş bir şehir idi. Altmışlı yıllarda Prizren’in ekonomi bakımından gelişmesi, endüstri açısından bir zanaatçılık geleneğine göre gerçekleşmeye başlamıştır. İlk önce ayakkabıcılar 1947 yılında “Komuna” ayakkabı fabrikasını kurdular. Aynı yılda kuyumcular da “Filigran” iş örgütünü kurdular. 1948 yılında “Famipa” metal işletme fabrikası. Tekstil yönünde ise 1958 yılında “Printeks” fabrikası, 1963 yılında “Farmakos” ilaç fabrikası, Daha sonra “Progres-Eksport” besin ve tarım endüstri şirketi, ziynet eşyası üretimi yapan “Filigran” fabrikası, ulaşım sektöründe “Kosova-Trans”, basın yayın sektöründe “Ramiz Sadiku”, perakende ticaret satış mağaza ve dükkânlarından oluşan “Liria” şirketi, metal üretiminde “Metalats”, turizm sektöründe 170 yataklı “Theranda” Oteli, Landovisa'daki 70 yataklı “Vlazırimi” Oteli vb gibi kuruluşlar hizmet vermeye başladı. Bu dönemde Prizren’in eğitim ve kültür alanında da gelişmesi için büyük çabalar sarf edilmiştir ve 1951 yılında Türklerin de resmen sahneye çıkmaları dolayısıyla Türkçe, Arnavutça ve Sırpça dillerinde ilk ve ortaokulların açılmasına gidilmiştir. İki savaş arası dönemde nüfus sayısının azaldığı görünürken, savaş sonrası nüfus sayısının çoğaldığına tanık oluyoruz. 1931 yılında Prizren’de sadece 16.358 kişi yaşıyordu. ( 1921 yılına 56, 1910 yılına kıyasen 4886 kişi daha az). 1948 yılında 20.540, 1953 yılında 22.997, 1961 yılında 28.062, 1971 yılında 41.681, 1981 yılında 61.801 nüfus yaşamaktaydı. 1991 yılında yapılan son sayımlara göre Prizren’de 91.956 kişi yaşamaktadır. Yapılan kimi araştırmalara göre 2001 yılında Prizren’de nüfusun 140.000’e bugün ise 160.000 ulaştığına inanılmaktadır. 1953–1961 yılları arasında Prizren’den çok sayıda Türk ailelerinin Türkiye’ye göç ettiği durumu göze batmaktadır. Bu göçle çok sayıda Arnavut ailelerinin de kapsandığı bilinmektedir. Bu dönemde Prizren’in kentleşme açısından ilerlemesi yönünde çeşitli görüş farklılıklara yol açmıştır. Birileri Prizren’in önemli bir tarih kenti olarak bütün özelliklerinin korunması görüşünde olurken, diğerleri kentin tamamıyla yeni bir kimlik kazanması yönündeki gelişmelere destek vermiştir. Sonunda ortaklaşa alınan bir karara göre, Bistriça dersinin sol tarafındaki Prizren bölümü bütün olarak devlet koruması altına alınıp eski haliyle korunmasına gidilmiştir. Sağ taraftaki bölümde ise her türlü gelişme ve ilerlemelere gidileceği bildirilmiştir. Gerçekten de 60’lı yıllarda Prizren’de kentleşme açısından büyük değişmeler meydana gelmiştir. Çoğu eski eserler yıktırılarak yenileri inşa edilmiştir. Tabakhane semtinde çoğu yerler onarılmıştır. Şehir içinde Bistriça deresinin yalısı yapımı için, tüm değirmenler kaldırıldı, giriş ve çıkışlarda mevcut olanlar yıktırılmamıştır. Merkezde Saraçhane Çarşısı, Arasta Çarşısı ve Kuyumculuk çarşıları ortadan kaldırılmıştır. Buralarda şehir merkezi, yeni caddeler, posta, banka, otel “Theranda”, Kültür Evi gibi yeni objeler kurulmuştur. Daha sonra bu kentleşme yöntemiyle daha birçok önemli eserler de yıktırılarak yenileri inşa edilmiştir, taşra arazilerinde ise yeni semtler meydana getirilmiştir: Lakuriç, Ortakol, Tuzsuz Bu ve diğer girişimlerle Prizren büyük bir ölçüde iç fizyonomisini değiştirip, eski ve yeni kültürlerin kaynaştığı, önemli bir yönetim, turistik ve endüstri yerleşim yeri olarak gelişmeye başlamıştır. 1999 yılında meydana gelen savaşta, Kosova’nın diğer kentleri gibi Prizren’de bu savaş etkisinde kalarak ağır bir dönemden geçmiştir. Savaş sonrası Prizren’in her yönlü gelişmesi yönünde UNMIK ve NATO güçleri yanı sıra yerel seçimlerinde kurulan Belediye Meclisinin de çaba sarf ettikleri görülmektedir.
 
  bugün 6 ziyaretçi (78 klik) kişi burdaydı! 2008 © Copyright by ismetprizrenli  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=